Matan Tora – Madde 17

14 Eki

17) Yukarıda bahsedilenlerin tümünü göz önünde bulundurduğumuzda hocalarımızın en kafa karıştırıcı cümlelerinden biri olan “Israil’lilerden her biri diğerinden sorumludur.”’u anlayabiliriz. Bu büsbütün haksızlık gibi gözüküyor, zira eğer herhangi biri Yaratan’ını üzen bir günah işliyor yada buna kalkışıyorsa ve senin o kişiyle herhangi bir tanışıklığın yoksa, Yaratan’ın o kişinin borcunu senden toplaması mümkün olabilir mi? Şöyle yazar “Babalar çocukları için infaz edilmemelidir… her insan kendi günahından dolayı infaz edilmelidir.”, o zaman tanımadığın ve nerede bulunduğunu bilmediğin, sana tamamen yabancı olan bir insanın günahlarından bile sorumlu olduğunu nasıl söyleyebilirler?

Ve eğer bu sizin için yeterli değilse Masechet Kidushin sayfa 40b’ye bakın: “Rabi Shimon’un oğlu Rabi Elazar şöyle diyor: ’Dünya çoğunluğa göre yargılanır ve birey de çoğunluğa göre yargılanır, bu yüzden bir sevap işlerse mutludur, çünkü tüm dünyayı bir derece iyiliğe yükseltmiştir. Ve eğer bir günah işlemişse ona yazıklar olsun, zira “bir günahkar çok sayıda iyiyi yok etti” diye yazdığı gibi kendini ve tüm dünyayı günaha düşürmüştür.’”

Ve Rabbi Shimon’un oğlu Rabbi Elazar beni tüm dünyadan sorumlu tuttu çünkü dünyadaki tüm insanların birbirlerinden sorumlu olduklarını ve her insanın eylemleriyle tüm dünyaya erdem yada günah getirdiğini düşünüyor. Bu iki misli kafa karıştırıcı.

Fakat yukarıda söylenilene binaen onların sözlerini çok basit bir biçimde anlayabiliriz; bize Maneviyattaki 613 sevabın her birinin o tek sevabın “Dostunu kendin gibi Sev” etrafında döndüğü gösterildi. Ve böyle bir koşulun sadece her bireyinin buna boyun eğdiği bütün bir millette var olabileceğini keşfediyoruz.

Matan Tora – Madde 16

13 Eki

16) Yukarıdaki kelimelerde, “Dostunu kendin gibi sev” sevabının içeriği ve Işığın bizi yapılması mümkün olmayan bir şeyi yapmaya nasıl mecbur ettiği hakkındaki daha önce geçen (Madde 3 ve 4) görüşümüzü anlamanın bir yolunu buluyoruz.

Gerçekten de Işığın kutsal atalarımıza (İbrahim, İsak ve Yakup) bu yüzden verilmediğini, yirmi yaş ve üzerinde altı yüz bin erkekten oluşan bütün bir millet olup Mısır’dan çıkana, göç edene kadar onlardan saklı tutulduğunu bilin. Daha sonra milletin her üyesine bu yüce çalışmayı kabul ediyor mu diye soruldu. Ve milleti oluşturanlardan her biri kalplerinde ve ruhlarında bir kez bunu kabul edip, “Yapacağız ve duyacağız” dedikten sonra Işığın tamamını tutmak mümkün hale geldi ve daha önce imkansız olan şey mümkün oldu.

Bunun sebebi eğer altı yüz bin erkek kendi ihtiyaçlarını memnun etmek için çalışmaktan vaz geçer ve dostlarının hiç bir eksikliği olmamasını gözetmekten başka hiçbir şey hakkında endişe duymazlarsa ve daha da ötesi bunu “Dostunu kendin gibi sev” sevabının tam anlamında, kalplerinde ve ruhlarında muazzam bir sevgiyle tutarlarsa, kuşkusuz o zaman milleti oluşturan hiçbir insanın kendi iyiliği hakkında endişelenmeye ihtiyaç duymayacak olmasıdır.

Bundan dolayı kendi varlığını sürdürmeyi güvence altına almaktan bütünüyle kurtuldu ve “Dostunu kendin gibi sev” sevabını kolaylıkla tutabilir, Madde 3 ve 4’te bahsi geçen tüm şartlara boyun eğebilir. Sonuçta altı yüz bin sadık sevgili, ihtiyaçlarının hiçbirinden mahrum kalmamasından emin olmak için aşırı itina ile hazır şekilde beklerken neden kendi varlığını sürdürmek ile ilgili endişe duysun?
Bu yüzden milletin tüm üyeleri kabul eder etmez Işık onlara hemen verildi çünkü şimdi onu tutabilirlerdi. Fakat bütün bir millet şekline çoğalmadan önce ve elbette o topraklarda eşi benzeri bulunmayan ataların zamanında, Işığı arzu edilen formunda gerçekten tutma yeterliğine sahip değillerdi. Bunun nedeni az sayıda insanla, Madde 3 ve 4’te açıkladığımız gibi, insan ile insan arasındaki sevap ile “Dostunu kendin gibi sev” kapsamında iştigal etmeye başlamanın dahi imkansız olmasıdır. Onlara Işığın verilmeme nedeni budur.

Matan Tora – Madde 15

10 Eki

15) Şimdi Hillel Hanasi’nin manevi yolda ilerlemek isteyen bir kişiye “Dostunu kendin gibi sev”’in maneviyatın özü olduğunu ve geri kalan altıyüzoniki sevabın onun yorumlanmasından başka bir şey olmadığını ifade eden kelimelerini anlayabiliriz. Ve hocalarımızın dediği gibi “Maneviyat ve sevaplar sadece Israil’i arındırmak için verilmiştir.” (Madde 12), insan ve Yaratan arasındaki sevap bile, maneviyat ve sevaplardan doğan son amaç olan o sevabın bir vasfı olarak görülür. Bu, kişi “Dostunu kendin gibi sev” olarak tanımlanan ikinci bir doğayı edinene kadar bedenin arınmasıdır, yani maneviyatın son amacı olan ve kişinin bunun hemen ardından O’na yapışmayı (Dvekut) edindiği “Dostunu kendin gibi sev” sevabı.

Ancak kişi bunun neden: ”Ve Yaratan’ın olan Rabbini seveceksin, tüm kalbinle, tüm ruhunla ve tüm gücünle.” cümlesinde tanımlanmadığına şaşırmamalı. Bunun sebebi hala Yaratılışın doğası içerisinde olan bir insana göre gerçekten de Yaratan sevgisi ve dost sevgisi arasında hiçbir farkın olmamasıdır.

Bunun nedeni o olmayan herşeyin onun için asılsız olmasıdır. Ve manevi yolda ilerlemek isteyen kişi, amacına yakınlaşsın ve böylelikle uzun bir yoldan gitmesin diye Hillel Hanasi’den kendisine maneviyatın arzu edilen neticesini anlatmasını isterken şunu dedi “Tek ayak üzerinde dururken bana tüm maneviyatı öğret”. Bunun üzerine manevi yolda ilerlemek isteyen kişi için bunu dostunu kendin gibi sev olarak tanımladı çünkü onun amacı daha yakın ve daha hızlı ifşa olur (Madde 14) zira o insan hatalarını önleyecek şekilde tasarlanmıştır ve çaba gerektirir.

Matan Tora – Madde 14

3 Eki

14) Bu yüzden açıkça görebiliyoruz ki Yaratan’ın rızası için maneviyata ve sevaba riayet edenler için pratikte dahi maneviyatın iki kısmı arasında hiçbir fark yoktur. Bunun sebebi kişinin, bunu başarana kadar ihsan etmeye yönelik herhangi bir eylemi – başka bir insana ya da Yaratan’a doğru olsun – anlayışın ötesinde bir boşluk olarak hissetmeye mecbur olmasıdır. Ama büyük bir çaba vasıtasıyla kişi yavaş yavaş yükselir ve ikinci bir doğa edinir ve daha sonra kişi Yaratan’a yapışmak (Dvekut) olan son amacı edinir.

Durum bu olduğuna göre Tora’nın kişinin dostuyla olan ilişkisini ele alan kısmının onu arzulanan amaca getirmek açısından kişi için daha faydalı olacağını düşünmek akla uygundur. Zira Yaratan ile insan arasındaki sevaptaki çalışma sabit ve kendine hastır, çetin değildir ve insan buna kolayca alışabilir, ancak alışkanlıktan ötürü yapılan eylemler artık faydasını yitirmiştir. Ancak insanla insan arasındaki sevap sürekli değişir ve düzensizdir, insan nereye dönerse dönsün talepler etrafını sarar. Bu yüzden onların şifası çok daha kesindir ve gayeleri daha yakındır.

Matan Tora – Madde 13

3 Eki

13) Tora’da (maneviyat) iki kısım vardır: 1) İnsan ile Yaratan arasında sevap (Mitzvot) ve 2) İnsan ile insan arasında sevap. Ve bunların ikisi de aynı şeyi amaçlamaktadır – yaratılan varlığı yaratılışın amacı olan Yaratan’a yapışmaya getirmek. Dahası bu iki maddenin pratik uygulaması bile birebir aynıdır, zira kişi Yaratan adına (Lishma) – kişisel sevgi adına hiç bir şey olmaksızın, yani kendi çıkarı için hiç bir menfaat gözetmeden – bir hareket sergilediğinde kişi dost sevgisi ya da Yaratan sevgisi için çalışması arasında hiç bir fark hissetmez. Bunun nedeni doğal bir kanun gereği, insanın kendi bedeninin dışındaki şeyleri gerçek dışı ve boş olarak görmesidir. Ve kişinin bir başkasını sevmeye yönelik sergilediği her hareket Yansıyan Işık ile gerçekleştirilir ve kendisi için bir ödül getireceği düşünülerek ve kendi iyiliği için olacağından yapılır. Dolayısıyla, böyle bir davranış “Başka bir insanı sevmek” olarak değerlendirilemez çünkü sonucuna dayanarak yargılanmıştır. En sonunda tamamen ödenen kira gibidir. Zira kiraya verme eylemi başka bir insanı sevmek olarak değerlendirilemez. Fakat yalnızca diğerlerini sevmenin sonucu olarak bir eylemde bulunmak yani Yansıyan Işığın hiçbir kıvılcımı olmaksızın ve karşılığında zerre kadar kişisel menfaat beklemeden davranmak kişinin doğası gereği tümüyle imkânsızdır. Dünya milletleri ile ilgili olarak Tikkuney Zohar’da şöyle yazar; “Lütuf olarak yaptıkları her şey sadece kendileri içindir.” Bunun anlamı şudur; yaptıkları iyi eylemlerin tümü, dostlarına yada Yaratan’larına yönelik olsun, başkalarına olan sevgilerinden dolayı değil, kendilerine olan sevgilerinden dolayıdır. Zira tümüyle insanın doğasına aykırı olmasının sebebi budur. Dolayısıyla sadece maneviyat (Tora) ve sevabın (Mitzvot) yolunu izleyenler buna hak kazanır. Çünkü Yaratan’larına memnuniyet getirmek için kendilerini maneviyat ve sevaba riayet etmeye alıştırarak gitgide yaratılışlarının doğasından ayrılıp yukarıda bahsedilen dost sevgisinde olmak denilen ikinci bir doğayı edinmeye başlarlar. Zohar’ın hocalarını “Lütuf olarak yaptıkları her şey sadece kendileri içindir” dediklerinde dünyadaki diğer ülkeleri dost sevgisi kavramının dışında tutmaya getiren şey buydu çünkü onların Tora ve Mitzvot’a Lishma’da riayet etmekle alakaları yoktu ve Tanrı’larına hizmet etmelerindeki tek sebep hem bu dünyada hem de bir sonraki dünyada bir ödül ve kurtuluş bekledikleri içindi. Dolayısıyla Tanrılarına olan duaları sadece kişisel sevgileri içindir ve asla kendi bedenlerinin sınırları dışında bir eylemde bulunamayacaklar zira kendilerini basit doğalarının üzerine bir nebze dahi olsun yükseltebilmeleri için gereken gücü bulamazlar.

Matan Tora Madde 12

20 Eyl

12) Sorduklarında hocalarımızın kelimeleri şu şekildeydi: “Bir hayvanı boğazından ya da ensesinden keserek öldürmek Yaratan için neden fark eder?” Sonuçta sevap (Mitzvot) insanlara sadece kirli bedenlerini arındırmak için verildi, zira Tora ve Mitzvot’un tamamına riayet etmekten doğan amaç zaten budur.

“Vahşi bir eşek insana çevrilir” çünkü kişi yaratılışın sinesinden doğduğunda, tümüyle iğrençlik ve kirlilik içerisindedir; yani içine tümüyle kişisel sevgi damgalanmıştır, başkalarına gram bile ihsan etme düşüncesi içerisinde olmadan tüm davranışları kendi üzerine odaklıdır.

Bu durumdayken kişi kökten en uzak noktadadır, en öteki uçta. Zira kök hiçbir alma özelliği olmaksızın tamamıyla özgecildir, yeni doğan ise içinde zerre kadar özgecilik barındırmaksızın, tamamıyla kendisi için alma koşulu içerisindedir. Dolayısıyla bu durum bayağılığın en alçak noktası ve bizim dünyamızdaki iğrençlik olarak addedilir.

Kişi büyüdükçe çevresinden o çevrenin değerlerine ve gelişimine bağlı olarak “diğerlerine ihsan etme”’nin parçalarını alır. Ve kişi daha sonra kişisel sevgi amacıyla, Lo Lishma (O’nun adına değil) diye adlandırılan bu dünyada ve bir sonraki dünyada bir ödül edinmek için Tora ve Mitzvot’a riayet etmeye başlar, zira kişi başka bir şekilde alışamaz.

Büyüdüğünde kişiye Lishma (O’nun adına) Tora ve Mitzvot’a nasıl riayet etmesi gerektiği söylenir ki bu özel bir amaçladır, sadece Yaratan’ına memnuniyet vermek için. Rav Musa Ben Nahman’ın dediği gibi: “Kadınlara ve çocuklara maneviyatın (Tora) ve sevabın (Mitzvot) O’nun adına (Lishma) işlenmesi gerektiği söylenmemelidir, çünkü buna dayanamazlar. Ama büyüyüp bilgi ve erdem sahibi olduklarında O’nun adına çalışmak onlara öğretilir. Hocalarımızın söylediği gibi “Kişi Lo Lishma’dan (O’nun adına değil) Lishma’ya (O’nun adına) gelir” ve bu kişinin herhangi bir kişisel sevgi için değil, Yaratan’ına memnuniyet getirmek amacına göre tanımlanır.

Tora’yı Verenin bildiği Yaratan’ın rızası için (Lishma) Tora ve Mitzvot’u çalışmaktaki doğal iyileştirme vasıtasıyla, hocalarımızın yazdığı gibi: “Yaratan dedi ki; ‘Kötü eğilimi Ben yarattım ve ona ilaç olarak Tora’yı yarattım”. Bu şekilde yaratılan varlık gelişir ve yukarıda bahsedilen yüceliğin derecelerinde adım adım yükselir, ta ki içindeki kişisel sevgiye ait olan tüm izleri kaybedene ve bedenindeki tüm Mitzvot yükselene ve tüm eylemlerini sadece ihsan etmek için uygulayana kadar, hatta aldığı gereklilik bile özgecilik  doğrultusunda seyelan etsin ki ihsan edebilsin. Hocalarımızın “Sevaplar (Mitzvot) sadece insanları arındırmak için verildi” demelerinin sebebi budur.

Matan Tora – Madde 11

24 Ağu

11) Şimdi Yaratılış’ın amacını gerçek görünüşünde incelemek için bir yol bulduk, O’na yapışmak. Tora ve Mitzvot’u çalışmamız aracılığıyla bize geleceği garanti edilen bu yücelik ve Dvekut, dalların kökleri ile denkleşiminden başka birşey değildir. Tüm nezaket ve haz ve yücelik yukarıda belirttiğimiz gibi burada doğal bir ilave oluyor, o haz sadece Yapıcısı ile form eşitliğidir. Ve kökümüzdeki her davranış ile eşitlendiğimizde sevinç duyarız.

Aynı zamanda kökümüzde bulunmayan bir şey ile karşılaşmak, bu kavram tarafından zorunlu kılındığı üzere, bizim için tahammül edilemez, tiksindirici ya da oldukça acı verici olur. Ve doğal olarak gerçek umudumuzun kökümüzle form eşitliğimizin derecesine bağlı olduğunu keşfederiz.

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.